çoğaldıkça güzelleşen ırmaklar gibi
bir kitabın başında durduk; akan suyun başında…
bereketler vardır ya karnında karın taşır
onlar gibi bir sesti, durduk
dedik; bazen bir kitaba gitmek gerektir; ağaca bazen
usul usul oluşmuş dışından olduğunca içinden
öylece durup susmak gerektir
bihakkın duyabilmek için iç içe girmiş mânâyı
tek tek sözlerdeki sesleri bihakkın bir dinlemek gerektir
başbaşa kaldığımızda giderken ellerimiz kitaba
ellerimiz şiirde ağaç ellerimiz tohum ellerimiz deniz
ellerimiz gökyüzü ellerimiz biz
olurken siz ellerimiz
kendimizi kendimize salmak gerektir
kendimizden soyunmak belki
kavramlarımızdan tabularımızdan soyunmayı
göze almak gerektir
çünkü “kimimiz biraz daha ölüm ve gördüm uzaktan/ ve uzandım/ kâğıda yazar gibi yazmaya başladım bedenimi” diyerek kendi içinde semah dönen bir kitap var elimizde.
yaralarımızda yol giden, yol gelen bir kitap… iten ve çeken… dermanını aradığımız derdin bize derman olduğunu hissettiren bir kitap… gidip başkalarında yeni yaralar açmak yerine kendi yaramızda iyileşmek istemeyi kalbimize fısıldayan dizeler… birbirimizin yaralarına nereden bakacağız ve yaramızı nereden göstereceğiz sorusunu önümüze buz gibi değil, kadim tarihin hafızasına işlenmiş tuz gibi koyan, şifası yine kendi içinde saklı dizeler…
şimdi paylaşacağım dizeler şairinden ama kitaptan değil. ama kim bilebilir ki kitaplar nerede başlar nerede biter, şairin hangi sözü hangi manâya gebedir; hangi söz hangi sudan çıkıp gelmiştir az önce kim bilebilir… ve hangi suya dalmak üzeredir.
“beni yalnız şiir anlardı
boş zamanlarımda bana sen derdi
dolu zamanlarımda ben ona siz derdim
ödeşmek kimin umurunda
ve gözyaşı hangi yağmura kafiye
şiiri yalnız ben anlardım
ve içli zamanlarında ona hiç’lik ederdim”
elimizde bir kitap var şimdi içine girmeye niyetlenirsek… yalnız ve sadece biz anlayacakmışız gibi dizelerin karnına tek başına gitmeyi göze almayı anımsatan bir kitap… yazar ve şair sezai sarıoğlu yaralarını açıkça göstererek yazmış bu kez. gizleyerek yazmış; sezdirerek yazmış “kurutma kâğıdı”nı. yarasında yaramızı göstermiş; yaramızda yarasını görerek bir “kurutma kâğıdı” yazmış koymuş ortaya. bakalım yol boyunca yarenlik yapan kâğıt ne demiş şaire kitap olunca… peki kitap ne demiş kitap oldukça kuruyan o şiirli kâğıda:
kocaman bir dağdı yalnız bakardı
elleri ormandandı dilleri kumdan
çölünüze düşerdi kavrulurdunuz
her manâsı ayrı gezegendi
çekerdi vadinizden ırmağınızdan
çekerdi dağınızdan
anlamazdınız
dokundu mu rüzgârı dereden düşer tepeden düşer
dört yana ayrı savrulurdunuz
fırtınadan ummandır derdiniz ki tam
taylardan meraklı yavru bakardı
bir içerden bakardı o, bir dışardan bakardı
tekken çift çiftken tek bakardı
gözünün yarısı yağmurdu yarısı tohum
kanatları uzayan kuşla bakardı
tek tek kapılar gösterirdi açardınız
büyüdükçe açan narlı yaprak bakardı
gözünüzü kapardınız iyice bakmak için
göğsünüzde boy atan kalple bakardı
yazı ve çizgiler: aynur uluç
- Kurutma Kâğıdı
- Yazar: Sezai Sarıoğlu
- Türü: Şiir
- Basım Tarihi: Şubat 2016
- Sayfa Sayısı: 94 Sayfa
- Yasakmeyve
- Yayınevi: Komşu Yayınları